top of page

Annem için hayatım

  • Güllü Elif Tüylü
  • 7 Nis
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 8 May

PlotTwist


Bazı hikayeler bende bitmiyor



GÜNÜN ÇİÇEĞİ


Antik Yunan mitolojisine göre, güneş tanrısı Apollo, Hyacinthus adında genç ve çok güzel bir delikanlıya derin bir sevgi besler. Ancak bu hikâye, romantik olduğu kadar trajik bir sona da sahiptir. Birlikte vakit geçirirken oynadıkları disk oyunu sırasında, rüzgâr tanrısı Zephyrus’un kıskançlığı devreye girer ve diskin yönünü değiştirir. Talihsiz bir şekilde Hyacinthus ağır yaralanır ve hayatını kaybeder.


Bu acı kaybın ardından Apollo, sevdiği gencin anısını yaşatmak için onun kanından sümbül çiçeğini yaratır. Bu nedenle sümbül, yalnızca zarafetiyle değil; aynı zamanda kaybedilen aşkın, derin hüznün ve unutulmayan hatıraların sembolü olarak da anlam kazanır.




Annem İçin Hayatım:


The Good Bad Mother




Bir önceki bloğumda size izlediğim, okuduğum film, dizi ve kitapları bazen fazla etkilendiğim için yarım bıraktığımı söylemiştim. Ama The Good Bad Mother bunlardan biri değil. “Bunlardan biri değil” derken yanlış anlaşılmasın; aksine bu dizi, izlediğim ve en çok sevdiğim ilk üç yapımın arasına rahatlıkla girer. 

 

Arka arkaya izlediğim bölümlerde o kadar çok ağladım ki, bir noktadan sonra gözlerimin gerçekten acıdığını fark ettim. Ama buna rağmen durdurup ara vermek istemedim. Çünkü bu dizi sizi yormak için değil, hissettirmek için var. 

 

Dizinin merkezinde, daha doğmadan babasını kaybeden ve hayatını annesinin istekleri doğrultusunda şekillendiren Kang-Ho var. Annesinin hayali uğruna savcı olan Kang-Ho’nun hikâyesi, aslında sadece başarıya giden bir yolculuk değil; aynı zamanda bastırılmış duyguların, eksik bırakılmış bir çocukluğun ve karşılıksız gibi görünen bir sevginin hikâyesi. Ders çalışabilmek için doğru düzgün yemek bile yiyemediği o sahneler, insanın içine oturuyor. Çünkü orada sadece bir çocuğun çabası değil, bir annenin “iyi” olmak adına yaptığı sert seçimler de var. 

 

Dizi ilerledikçe şunu fark ediyorsunuz: burada kimse tamamen iyi ya da tamamen kötü değil. Özellikle anne karakteri… Onu yargılamak çok kolay ama anlamaya çalıştıkça işin rengi değişiyor. Sevginin her zaman yumuşak ve şefkatli bir yerden gelmediğini, bazen sert, hatta kırıcı bir forma bürünebildiğini görüyorsunuz. 

 

Ve sonra hikâye bir kırılma noktasına geliyor. İşte o noktadan sonra dizi, sadece bir dram olmaktan çıkıp, bir “yeniden kurma” hikâyesine dönüşüyor. Geçmişle yüzleşme, yarım kalmış duygular, söylenmemiş sözler… Hepsi birer birer su yüzüne çıkıyor. 

 

Beni en çok etkileyen şeylerden biri de dizinin bunu abartıya kaçmadan yapmasıydı. Sahne sahne bağıran bir dram değil bu; daha çok içinize yavaş yavaş işleyen, sessiz ama derin bir hikâye. Belki de bu yüzden bu kadar gerçek hissettiriyor. 

 

Kısacası, The Good Bad Mother sadece izlenen bir dizi değil; yaşanan bir hikâye gibi. Eğer bir yapım sizi hem kırıp hem de iyileştirebiliyorsa, orada gerçekten özel bir şey vardır. Bu dizi de tam olarak bunu yapıyor. 


Umarım bir gün bu güzel diziye şans verip izlersiniz. Bloğumu okuduğunuz için teşekkür ederim yorumlarınız ve görüşleriniz benim için çok önemli. Düşünceleriniz benimle paylaşmayı unutmayın. Bir başka güzel günde görüşmek üzere, kendinize iyi bakın.



WHAT İS THİS EARTH



WİTHOUT ART? JUST


                  A ROCK


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
ÇİÇEKLERİM

GÜNÜN ÇİÇEKLERİ LOTUS Lotus çiçeği, bataklık gibi kirli sularda yaşamasına rağmen saf ve zarif açar. Bu yüzden doğuda, dünyanın ne kadar çirkin olursa olsun, içindeki iyiliği ve güzelliği koruyabilme

 
 
 

Yorumlar


bottom of page